Tıbbi müdahaleler, insan sağlığını korumak, hastalıkları teşhis etmek veya tedavi etmek amacıyla gerçekleştirilir. Bununla birlikte her tıbbi işlem beklenen sonucu vermeyebilir. Tedavinin başarısız olması, hastalığın ilerlemesi veya ameliyat sonrasında bir komplikasyon gelişmesi tek başına doktor hatası bulunduğunu göstermez.
Malpraktis olarak da adlandırılan tıbbi uygulama hatası; hekimin veya diğer sağlık çalışanının, somut olayda kendisinden beklenen mesleki dikkat ve özeni göstermemesi, tıp biliminin kabul ettiği standartlardan ayrılması ya da hastayı yeterince bilgilendirmeden müdahalede bulunması sonucunda hastanın zarar görmesidir.
Bu nedenle bir olayın malpraktis sayılıp sayılmayacağı yalnızca ortaya çıkan sonuca bakılarak belirlenemez. Hastanın sağlık durumu, müdahalenin niteliği, bilinen riskler, tedavinin gerçekleştirildiği tarih itibarıyla geçerli tıbbi standartlar, sağlık çalışanının uzmanlık alanı ve zararla müdahale arasındaki nedensellik bağı birlikte incelenmelidir.
Malpraktis uyuşmazlıklarında ayrıca tedavinin kamu hastanesinde mi, özel hastanede mi, üniversite hastanesinde mi yoksa bağımsız çalışan bir hekim tarafından mı gerçekleştirildiği büyük önem taşır. Görevli mahkeme, başvuru süresi, dava öncesinde yapılması gereken işlemler ve davanın yöneltileceği kişi veya kurum bu ayrıma göre değişebilir.
Bu rehberde;
Malpraktisin ne olduğu,
Komplikasyon ile doktor hatası arasındaki fark,
Hastane ve hekimin sorumluluğu,
Tazminat davasının şartları,
Kamu ve özel hastaneler bakımından görevli mahkemeler,
Başvuru ve dava süreleri,
Maddi ve manevi tazminat kalemleri,
Ceza soruşturması,
Aydınlatılmış onam,
Bilirkişi incelemesi,
Deliller ve gerekli belgeler,
Uygulamada yapılan hatalar
ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Önemli not: Malpraktis dosyaları tıbbi ve hukuki yönü birlikte bulunan, her olayın kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklardır. Bu nedenle aşağıdaki açıklamalar genel bilgilendirme niteliğindedir.
Malpraktis, en genel ifadeyle, sağlık hizmetinin sunulması sırasında tıp biliminin ve mesleki uygulamanın gerektirdiği standartlara aykırı hareket edilmesi sonucunda hastanın zarar görmesidir.
Tıbbi uygulama hatası yalnızca doktor tarafından gerçekleştirilen ameliyat veya tedavi işlemlerinden kaynaklanmaz. Olayın özelliklerine göre;
Hekimler,
Diş hekimleri,
Hemşireler,
Ebeler,
Anestezi teknikerleri,
Laboratuvar çalışanları,
Acil sağlık personeli,
Hastane yönetimi,
Özel sağlık kuruluşları,
Kamu sağlık idareleri
bakımından da hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.
Malpraktis aşağıdaki aşamalarda ortaya çıkabilir:
Muayene aşaması,
Teşhis aşaması,
Tedavi yönteminin seçilmesi,
İlaç verilmesi,
Cerrahi müdahale,
Anestezi uygulaması,
Hastanın takip ve gözetimi,
Taburculuk işlemleri,
Ameliyat sonrası bakım,
Sevk veya konsültasyon süreci,
Hasta kayıtlarının tutulması,
Hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması.
Dolayısıyla tıbbi müdahalenin teknik olarak doğru yapılması her zaman sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Örneğin ameliyat tıbbi kurallara uygun gerçekleştirilmiş olsa bile hasta ameliyatın önemli ve öngörülebilir riskleri konusunda yeterince bilgilendirilmemişse aydınlatma yükümlülüğünün ihlali gündeme gelebilir.
Malpraktis sorumluluğu tek bir kanunda düzenlenmiş değildir. Uyuşmazlığın özelliklerine göre birden fazla hukuki düzenleme birlikte uygulanabilir.
Başlıca hukuki kaynaklar şunlardır:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu,
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu,
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu,
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun,
Hasta Hakları Yönetmeliği,
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi,
Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi.
Hasta Hakları Yönetmeliği, resmî veya özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarında sunulan sağlık hizmetlerini ve bu hizmetlerden yararlanan kişileri kapsar. Yönetmelikte hastanın sağlık durumu, önerilen müdahale, tedavinin faydaları, riskleri, alternatifleri ve tedaviyi reddetmesinin muhtemel sonuçları hakkında bilgilendirilmesi temel bir hasta hakkı olarak kabul edilmiştir.
Özel hastane veya özel muayenehanede sunulan sağlık hizmetinde taraflar arasında çoğunlukla sözleşmeye dayalı bir ilişki bulunmaktadır.
Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin hukuki niteliği, somut olayın özelliklerine göre genellikle vekâlet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Bununla birlikte estetik amaçlı ve belirli bir sonucun taahhüt edildiği bazı müdahalelerde eser sözleşmesine ilişkin değerlendirmeler de gündeme gelebilir.
Özel hastane ise yalnızca doktorun müdahalesinden değil;
Sağlık personelinin seçilmesi,
Organizasyonun kurulması,
Hijyen şartlarının sağlanması,
Tıbbi cihazların çalışır durumda tutulması,
Ameliyathane güvenliği,
Laboratuvar hizmetleri,
Hasta kayıtlarının düzenli tutulması,
Ameliyat sonrası takip,
Acil müdahale imkânlarının oluşturulması
gibi kurumsal yükümlülüklerden de sorumlu olabilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk ve adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin hükümleri, olayın niteliğine göre uygulanabilir.
Hasta, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla sağlık hizmeti aldığında; özel hastane, tıp merkezi veya mesleki faaliyet kapsamında hizmet sunan sağlık kuruluşuyla arasındaki ilişki çoğu durumda tüketici işlemi niteliği taşıyabilir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a göre tüketici işlemlerinden doğan davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Kanunun 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemesinde görülecek uyuşmazlıklarda, kanunda sayılan istisnalar dışında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Bununla birlikte her sağlık uyuşmazlığının otomatik olarak tüketici mahkemesinde görüleceği söylenemez. Hizmetin kim tarafından, hangi hukuki ilişki kapsamında ve nerede sunulduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Devlet hastaneleri, şehir hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kural olarak kamu tüzel kişiliğine bağlı sağlık kuruluşlarında sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zararlar idarenin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilebilir.
Bu durumda dava doğrudan kamu görevlisi doktora karşı değil, ilgili idareye karşı tam yargı davası olarak açılır.
İdarenin sorumluluğu;
Sağlık hizmetinin hiç işlememesi,
Geç işlemesi,
Kötü işlemesi,
Yetersiz organizasyon,
Personel eksikliği,
Tıbbi cihaz eksikliği,
Hatalı teşhis veya tedavi,
Gerekli sevkin yapılmaması,
Hastanın yeterince takip edilmemesi
gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
Tıbbi uygulama hataları farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Teşhis hatası, mevcut belirtiler ve tıbbi veriler değerlendirilmesine rağmen hekimin hastalığı belirleyememesi veya yanlış hastalık teşhisi koymasıdır.
Ancak her yanlış teşhis malpraktis değildir. Bazı hastalıklar benzer belirtiler gösterebilir veya mevcut tıbbi imkânlarla erken aşamada teşhis edilemeyebilir.
Teşhis hatasının malpraktis sayılabilmesi için genellikle;
Gerekli muayenenin yapılmaması,
Hastanın öyküsünün yeterince alınmaması,
Gerekli tetkiklerin istenmemesi,
Tetkik sonuçlarının yanlış değerlendirilmesi,
Uzman konsültasyonu istenmemesi,
Ayırıcı tanı ihtimallerinin göz ardı edilmesi,
Acil belirtilerin dikkate alınmaması
gibi mesleki standarttan sapmaların bulunması gerekir.
Doğru teşhis konulmasına rağmen yanlış tedavi yönteminin seçilmesi veya doğru yöntemin hatalı uygulanması tedavi hatası oluşturabilir.
Örnek olarak;
Hastaya uygun olmayan ilacın verilmesi,
İlaç alerjisinin dikkate alınmaması,
Yanlış doz uygulanması,
Birbiriyle etkileşime giren ilaçların kontrol edilmemesi,
Gerekli tedavinin geciktirilmesi,
Hastanın klinik durumuna uygun olmayan yöntemin seçilmesi,
Tedavi sırasında gerekli kontrollerin yapılmaması
gösterilebilir.
Ameliyat sırasında yapılan teknik hatalar malpraktis iddialarının önemli bir bölümünü oluşturur.
Cerrahi hatalara örnek olarak;
Yanlış hastanın ameliyata alınması,
Yanlış organ veya bölgeye müdahale edilmesi,
Ameliyat sahasında yabancı cisim bırakılması,
Gerekli kontroller yapılmadan ameliyata başlanması,
Kanama kontrolünün sağlanmaması,
Sterilizasyon kurallarına uyulmaması,
Ameliyat sonrası komplikasyon belirtilerinin dikkate alınmaması
gösterilebilir.
Ancak ameliyat sırasında veya sonrasında istenmeyen bir sonucun ortaya çıkması tek başına cerrahi hata bulunduğunu göstermez. Müdahalenin tıp kurallarına uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bilirkişi incelemesiyle değerlendirilir.
Anestezi işlemleri öncesinde hastanın sağlık durumunun, kullandığı ilaçların, alerjilerinin ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi gerekir.
Aşağıdaki durumlar anestezi yönünden sorumluluk doğurabilir:
Anestezi öncesi değerlendirmenin yapılmaması,
Uygun olmayan anestezi yönteminin seçilmesi,
İlaç dozunun hatalı belirlenmesi,
Yaşamsal bulguların yeterince izlenmemesi,
Müdahale için gerekli ekipmanın hazır bulundurulmaması,
Acil durumlara zamanında müdahale edilmemesi,
Ameliyat sonrası yeterli gözetim yapılmaması.
Hekimin sorumluluğu ameliyatın tamamlanmasıyla sona ermez.
Hastanın;
Kanama,
Enfeksiyon,
Emboli,
Solunum bozukluğu,
Ateş,
Bilinç değişikliği,
Şiddetli ağrı,
Organ fonksiyon bozukluğu
gibi belirtiler bakımından takip edilmesi gerekebilir.
Hasta erken taburcu edilmişse, kontrol çağrısı yapılmamışsa veya tehlike belirtileri değerlendirilmemişse takip kusuru gündeme gelebilir.
Her hastane enfeksiyonu malpraktis değildir. Bununla birlikte sterilizasyon, hijyen ve enfeksiyon kontrol kurallarına uyulmaması nedeniyle enfeksiyon gelişmesi durumunda sağlık kuruluşunun sorumluluğu doğabilir.
İncelemede;
Ameliyathane sterilizasyon kayıtları,
Enfeksiyon kontrol protokolleri,
Kullanılan malzemeler,
Hastanın risk faktörleri,
Koruyucu antibiyotik uygulaması,
Enfeksiyonun ortaya çıkış zamanı,
Hastane içindeki benzer vakalar
değerlendirilebilir.
Hekimin uzmanlığını veya sağlık kuruluşunun imkânlarını aşan bir durumla karşılaşması hâlinde hastayı uygun bir sağlık kuruluşuna sevk etmesi gerekebilir.
Gerekli sevkin geciktirilmesi, uzman hekim görüşünün alınmaması veya hastanın mevcut riskleri açıklanmadan gönderilmesi malpraktis iddiasına konu olabilir.
Hasta dosyası, malpraktis uyuşmazlıklarının en önemli delilleri arasındadır.
Muayene bulgularının, kullanılan ilaçların, tedavi planının, ameliyat notlarının, takip değerlerinin ve hastaya yapılan açıklamaların kaydedilmemesi sağlık hizmetinin değerlendirilmesini güçleştirir.
Eksik kayıt tutulması doğrudan her durumda tazminat sonucunu doğurmasa da sağlık kuruluşu ve hekim aleyhine önemli bir değerlendirme unsuru olabilir.
Komplikasyon, tıbbi müdahale gerekli dikkat ve özen gösterilerek gerçekleştirilmiş olsa bile ortaya çıkabilen, tıp bilimi tarafından bilinen istenmeyen sonuçtur.
Malpraktis ise komplikasyonun doğmasından ziyade;
Riskin zamanında fark edilmemesi,
Komplikasyona uygun müdahale edilmemesi,
Gerekli tedbirlerin alınmaması,
Hastanın risk konusunda bilgilendirilmemesi,
Sürecin mesleki standartlara aykırı yönetilmesi
nedeniyle ortaya çıkar.
Hayır. Bilinen bir komplikasyonun ortaya çıkması tek başına doktor hatası anlamına gelmez.
Örneğin cerrahi müdahaleden sonra enfeksiyon gelişmesi bilinen bir risk olabilir. Ancak enfeksiyon belirtilerine rağmen gerekli tetkiklerin yapılmaması veya tedavinin geciktirilmesi ayrı bir tıbbi uygulama hatası oluşturabilir.
Bu nedenle şu sorular değerlendirilir:
Komplikasyon öngörülebilir miydi?
Risk hakkında hasta bilgilendirildi mi?
Komplikasyonun önlenmesi için gerekli tedbirler alındı mı?
Komplikasyon zamanında fark edildi mi?
Uygun müdahale yapıldı mı?
Zarar, komplikasyonun doğal sonucu mu yoksa süreçteki ihmalin sonucu mu?
Tıbbi müdahalelerde hekim kural olarak hastanın mutlaka iyileşeceğini garanti etmez. Hekimin temel yükümlülüğü, tıp biliminin gereklerine uygun hareket etmek ve gerekli dikkat ile özeni göstermektir.
Bu nedenle;
Tedavinin başarısız olması,
Hastalığın tekrar etmesi,
Ameliyat sonrası ağrının devam etmesi,
İyileşmenin beklenenden uzun sürmesi,
Hastalığın ilerlemesi
tek başına malpraktis kanıtı değildir.
Ancak belirli bir sonucun açıkça taahhüt edildiği estetik müdahaleler gibi bazı işlemler farklı sözleşmesel değerlendirmelere tabi olabilir.
Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine yapılacak tıbbi müdahale hakkında yeterli bilgi aldıktan sonra özgür iradesiyle karar vermesidir.
Geçerli bir rızadan söz edilebilmesi için hastanın yalnızca bir form imzalaması yeterli değildir. Hastanın anlayabileceği bir dille bilgilendirilmesi gerekir.
Bilgilendirmenin kapsamına, somut olayın özelliklerine göre şu konular girebilir:
Hastanın mevcut sağlık durumu,
Konulan teşhis,
Önerilen tedavi veya müdahale,
Müdahalenin amacı,
Nasıl gerçekleştirileceği,
Muhtemel faydalar,
Önemli ve öngörülebilir riskler,
Komplikasyon ihtimalleri,
Alternatif tedavi yöntemleri,
Tedavinin reddedilmesinin sonuçları,
İyileşme süreci,
Gerekli kontroller.
Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık durumu ve önerilen müdahalenin kapsamı hakkında bilgilendirilmesini ve tıbbi müdahalelerde rızasının alınmasını temel ilke olarak düzenlemektedir.
Hayır.
Standart ifadeler içeren, hastaya açıklanmadan imzalatılan veya yapılacak müdahaleye özgü olmayan bir form her durumda yeterli kabul edilmeyebilir.
Aydınlatmanın;
Müdahaleden önce yapılması,
Hastanın karar verebilmesine yetecek süre tanınması,
Hastanın anlayabileceği şekilde açıklanması,
Müdahaleye özgü riskleri kapsaması,
Baskı altında olmadan rıza verilmesi
gerekir.
Ayrıca hastanın rıza göstermesi, hekime tıp kurallarına aykırı hareket etme yetkisi vermez. Hasta riskleri kabul etmiş olsa bile hekimin kusurlu uygulamasından doğan sorumluluk devam eder.
Hastanın bilincinin kapalı olduğu, rızasının alınamadığı ve gecikmenin yaşam veya sağlık bakımından ciddi tehlike oluşturduğu acil hâllerde gerekli tıbbi müdahaleler rıza beklenmeden gerçekleştirilebilir.
Ancak acil durumun kapsamı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Acil durum dışında planlı bir müdahalenin sırf hastanede bulunduğu gerekçesiyle onamsız yapılması hukuka uygun kabul edilemez.
Tıbbi uygulama hatası nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için genel olarak belirli unsurların bulunması gerekir.
Hekim veya sağlık kuruluşu, mesleki standartlara ve hukuki yükümlülüklere aykırı hareket etmiş olmalıdır.
Bu aykırılık;
Yanlış işlem,
Eksik işlem,
Gecikmiş müdahale,
Takip yükümlülüğünün ihlali,
Organizasyon kusuru,
Aydınlatma eksikliği
şeklinde ortaya çıkabilir.
Özel sağlık hizmetlerinde hekimin veya sağlık kuruluşunun kusuru; kamu sağlık hizmetlerinde ise idarenin hizmet kusuru incelenir.
Kusurun belirlenmesinde hekimin kişisel bilgi ve yeteneğinden çok, aynı uzmanlık alanındaki makul ve dikkatli bir sağlık çalışanından beklenen standart esas alınır.
Tazminat talep edilebilmesi için hukuken korunabilir bir zarar bulunmalıdır.
Zarar;
Bedensel zarar,
Geçici veya kalıcı iş göremezlik,
Tedavi gideri,
Ek bakım ihtiyacı,
Çalışma gücü kaybı,
Kazanç kaybı,
Destekten yoksun kalma,
Manevi zarar
şeklinde ortaya çıkabilir.
Tıbbi hata ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.
Başka bir ifadeyle zarar, iddia edilen tıbbi uygulama hatasının sonucu olmalıdır.
Hastanın önceden mevcut hastalığı, zararın doğal gelişimi veya tıbbi müdahaleden bağımsız başka bir neden illiyet bağının değerlendirilmesinde önem taşır.
Davalı taraf, sağlık hizmetinin sunulduğu yere ve hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir.
| Sağlık hizmetinin sunulduğu yer | Başvurulabilecek kişi veya kurum | Genel olarak görevli yargı |
|---|---|---|
| Devlet hastanesi | İlgili kamu idaresi | İdare mahkemesi |
| Eğitim ve araştırma hastanesi | İlgili kamu idaresi | İdare mahkemesi |
| Kamu üniversitesi hastanesi | İlgili üniversite veya kamu idaresi | İdare mahkemesi |
| Özel hastane | Özel hastane ve şartlarına göre sağlık çalışanı | Tüketici mahkemesi veya somut ilişkiye göre adli yargı |
| Özel tıp merkezi | Sağlık kuruluşu ve şartlarına göre sağlık çalışanı | Genellikle tüketici mahkemesi |
| Bağımsız muayenehane | Hekim | Çoğunlukla tüketici mahkemesi |
| Vakıf üniversitesi hastanesi | Hastaneyi işleten tüzel kişi ve şartlarına göre ilgililer | Somut olayın hukuki niteliğine göre adli yargı |
Bu tablo genel çerçeveyi göstermektedir. Görevli mahkeme belirlenirken hastanenin hukuki statüsü, hizmeti sunan kuruluş, sözleşme ilişkisi ve davanın dayanağı ayrıca incelenmelidir.
Kamu hastanesinde meydana gelen tıbbi uygulama hatalarında temel kural, zararın ilgili idareden talep edilmesidir.
Kamu görevlisi hekimin görevi kapsamında gerçekleştirdiği tıbbi işlemler nedeniyle açılacak tazminat davası doğrudan doktora yöneltilmez. Dava, sağlık hizmetini yürüten idareye karşı açılır.
İdari eylemlerden doğan tam yargı davalarında, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesindeki başvuru usulü dikkate alınmalıdır.
Zarar gören kişinin, genel olarak;
Eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl,
Her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl
içinde ilgili idareye başvurması gerekir.
Başvurunun reddedilmesi veya kanuni cevap süresi içinde cevap verilmemesi hâlinde, kalan dava açma süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılabilir.
Bu süreler hak kaybına yol açabilecek nitelikte olduğundan, yalnızca tedavinin sona erdiği tarihe veya hastanın zararının kesinleştiği tarihe bakılarak hareket edilmemelidir. Eylemin ve zararın öğrenildiği tarih ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Tazminat davasının idareye karşı açılması, doktorun hiçbir koşulda sorumluluğu bulunmadığı anlamına gelmez.
İdare tarafından tazminat ödenmesi hâlinde, kanuni şartların bulunmasına göre ilgili sağlık çalışanına rücu edilmesi gündeme gelebilir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18. maddesi kapsamında, kamu kurumlarında ve devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle idare tarafından ödenen tazminatın ilgili personele rücu edilip edilmeyeceği ve rücu miktarı Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından değerlendirilmektedir.
Özel hastanede sunulan sağlık hizmetinde hasta ile hastane arasında genellikle sözleşmesel ilişki bulunmaktadır.
Özel hastane;
Doktorun eylemi,
Yardımcı sağlık personelinin eylemi,
Hastane organizasyonu,
Tıbbi cihazların yetersizliği,
Hijyen ve sterilizasyon,
Hasta güvenliği,
Kayıt sistemi,
Ameliyat sonrası bakım
bakımından sorumlu tutulabilir.
Somut olayın özelliklerine göre dava yalnızca hastaneye, yalnızca hekime veya her ikisine karşı birlikte yöneltilebilir.
Uyuşmazlığın tüketici işlemi niteliğinde olduğu ve tüketici mahkemesinde görüleceği hâllerde, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekir.
6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklar, kanunda belirtilen istisnalar dışında dava şartı arabuluculuk kapsamındadır.
Arabuluculuk başvurusunda;
Hastanenin tam ticaret unvanı,
Hekimin kimliği,
Müdahale tarihi,
İddia edilen tıbbi hata,
Zarar kalemleri,
Talep edilen çözüm
açık şekilde belirtilmelidir.
Yanlış kişi veya kuruma karşı yapılan arabuluculuk başvurusu, daha sonra açılacak davada dava şartının usulüne uygun tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda sorun yaratabilir.
Kamu hastanesinde sunulan sağlık hizmetinden kaynaklanan tazminat taleplerinde kural olarak idare mahkemesi görevlidir.
Dava, ilgili kamu idaresine karşı tam yargı davası şeklinde açılır.
Hasta ile özel hastane veya bağımsız çalışan hekim arasındaki işlemin tüketici işlemi niteliğinde olması hâlinde tüketici mahkemesi görevli olabilir.
Tüketici mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemesi tüketici mahkemesi sıfatıyla görev yapabilir.
Bununla birlikte tarafların sıfatı ve hizmetin amacı görevli mahkemenin belirlenmesinde etkili olabilir. Örneğin sağlık hizmetinin ticari veya mesleki amaçla alınması, sigorta ilişkisi ya da farklı bir sözleşme yapısı görev değerlendirmesini değiştirebilir.
Yetkili mahkeme belirlenirken;
Davalının yerleşim yeri,
Sağlık hizmetinin sunulduğu yer,
Zararın meydana geldiği yer,
Tüketicinin yerleşim yeri,
İdari işlemi veya eylemi gerçekleştiren makamın bulunduğu yer
gibi ölçütler olayın niteliğine göre değerlendirilir.
Görev ve yetki ayrımı birbirinden farklıdır. Yanlış görevli mahkemede dava açılması süreci uzatabilir; yanlış yetki seçimi ise itiraz ve dosyanın gönderilmesi gibi usuli sonuçlar doğurabilir.
Malpraktis davalarında tek bir zamanaşımı veya dava açma süresi bulunmamaktadır.
Süre;
Kamu veya özel hastane ayrımına,
Sözleşme türüne,
Haksız fiil hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığına,
Fiilin suç oluşturup oluşturmadığına,
Zararın ve sorumlunun ne zaman öğrenildiğine,
Hastanın çocuk olup olmadığına,
Talebin niteliğine
göre değişebilir.
Kamu sağlık hizmetinden kaynaklanan zararlarda, İYUK’un 13. maddesindeki bir yıllık ve beş yıllık başvuru süreleri özellikle önemlidir.
İdareye süresinde başvurulması yeterli değildir. Başvurunun reddi veya cevapsız bırakılması sonrasında idari dava açma süresi de ayrıca takip edilmelidir.
Özel sağlık hizmetlerinden doğan davalarda sözleşmeye aykırılık veya haksız fiil hükümlerine göre farklı zamanaşımı süreleri uygulanabilir.
Hekimlik sözleşmesinin vekâlet ilişkisi olarak kabul edildiği hâllerde Türk Borçlar Kanunu’ndaki vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin süreler gündeme gelebilir.
Haksız fiil hükümlerine dayanılması hâlinde zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihi önem kazanır. Fiilin aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımı süresine tabi bir suç oluşturması hâlinde bu sürenin hukuk davasına etkisi ayrıca incelenmelidir.
Süre hesabında hata yapılması davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açabileceğinden, olay tarihinden itibaren mümkün olan en kısa zamanda hukuki değerlendirme yapılması önemlidir.
Tıbbi uygulama hatası sonucunda maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.
Hatalı tıbbi müdahalenin sonuçlarını gidermek için yapılan veya gelecekte yapılması gereken;
Ameliyat,
Hastane,
İlaç,
Fizik tedavi,
Rehabilitasyon,
Protez,
Tıbbi cihaz,
Psikolojik destek,
Kontrol ve ulaşım
giderleri talep edilebilir.
Giderlerin fatura ve belgelerle kanıtlanması önemlidir. Bununla birlikte zorunlu olduğu hâlde belgelendirilemeyen bazı giderler de somut olayın özelliklerine ve yerleşik uygulamaya göre değerlendirilebilir.
Hasta iyileşme sürecinde çalışamamışsa, bu dönemdeki gelir kaybını talep edebilir.
Değerlendirmede;
Meslek,
Gerçek gelir,
Çalışamama süresi,
Sosyal güvenlik ödemeleri,
İşveren tarafından yapılan ödemeler
dikkate alınır.
Tıbbi hata sonucunda kalıcı bedensel zarar oluşmuşsa, kişinin çalışma gücündeki ve ekonomik geleceğindeki kayıp hesaplanabilir.
Tazminat hesabında;
Yaş,
Meslek,
Gelir,
Maluliyet oranı,
Kusur durumu,
Yaşam süresi,
Çalışma süresi,
Bakım ihtiyacı
gibi veriler kullanılır.
Maluliyet oranı tek başına tazminat miktarını belirlemez. Bu oranın kişinin mesleğine ve gelir elde etme kapasitesine etkisi ayrıca incelenir.
Zarar gören kişi geçici veya sürekli olarak başkasının bakımına ihtiyaç duyuyorsa bakım gideri talep edilebilir.
Bakımın aile bireyleri tarafından ücretsiz sağlanması her durumda zarar bulunmadığı anlamına gelmez. Somut olayda bakım ihtiyacının tıbben gerekli olup olmadığı ve süresi bilirkişi incelemesiyle belirlenebilir.
Bedensel zarar kişinin mevcut gelirini doğrudan azaltmasa bile gelecekteki iş ve kariyer imkânlarını olumsuz etkileyebilir.
Örneğin;
Mesleki ilerleme imkânının azalması,
Daha ağır koşullarda çalışma zorunluluğu,
Meslek değiştirme gerekliliği,
İş bulma olasılığının düşmesi
ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.
Malpraktis sonucunda hastanın hayatını kaybetmesi hâlinde, ölen kişinin desteğinden yararlanan kişiler destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir.
Bu talep yalnızca mirasçılara özgü değildir. Ölen kişiden düzenli ve fiilî destek gören kişiler de gerekli şartlar varsa talepte bulunabilir.
Ölüm hâlinde makul cenaze, defin ve ilgili zorunlu giderlerin karşılanması talep edilebilir.
Tıbbi uygulama hatası nedeniyle bedensel bütünlüğü zarar gören hasta manevi tazminat talep edebilir.
Ölüm hâlinde ölenin yakınları da yaşadıkları acı ve elem nedeniyle manevi tazminat isteyebilir.
Manevi tazminat miktarı belirlenirken;
Zararın ağırlığı,
Kalıcı etkiler,
Tarafların kusur durumu,
Hastanın yaşı,
Yaşam kalitesindeki azalma,
Tedavi sürecinin uzunluğu,
Olayın psikolojik etkileri,
Hakkaniyet ilkesi
dikkate alınır.
Manevi tazminatın amacı zarar göreni zenginleştirmek veya karşı tarafı cezalandırmak değil, yaşanan manevi zararı kısmen dengelemektir.
Malpraktis davalarında ispat süreci büyük ölçüde tıbbi kayıtlar ve bilirkişi incelemesi üzerinden yürür.
Hasta dosyası,
Epikriz raporu,
Ameliyat notu,
Anestezi kayıtları,
Hemşire gözlem formları,
Laboratuvar sonuçları,
Röntgen, MR ve tomografi görüntüleri,
Reçeteler,
İlaç uygulama kayıtları,
Konsültasyon notları,
Sevk belgeleri,
Aydınlatılmış onam formları,
Hastane kamera kayıtları,
Mesaj ve e-posta yazışmaları,
Faturalar,
Ödeme belgeleri,
Sonraki tedavilere ait kayıtlar,
Uzman görüşleri,
Tanık anlatımları.
Hasta, kendi sağlık verilerine ve tedavi kayıtlarına erişme hakkına sahiptir.
Kayıtlar;
Hastaneden yazılı başvuru yoluyla,
Hasta hakları biriminden,
E-Nabız sistemi üzerinden,
Dava sırasında mahkeme müzekkeresiyle,
Savcılık soruşturması kapsamında
temin edilebilir.
Özellikle görüntüleme kayıtlarının yalnızca raporu değil, mümkünse dijital görüntüleri de alınmalıdır.
Dava açılmadan önce kayıtların eksiksiz şekilde toplanması, olayın bağımsız bir uzman tarafından değerlendirilmesini kolaylaştırır.
Hâkim, tıbbi bilgi gerektiren konularda bilirkişi incelemesine başvurur.
Bilirkişiden genel olarak şu konularda değerlendirme istenir:
Yapılan teşhis ve tedavi tıbbi standartlara uygun mudur?
Gerekli tetkikler yapılmış mıdır?
Müdahale zamanında gerçekleştirilmiş midir?
Sağlık çalışanının uzmanlık alanı yeterli midir?
Komplikasyon ortaya çıkmışsa uygun şekilde yönetilmiş midir?
Hastaya yeterli bilgi verilmiş midir?
İddia edilen hata ile zarar arasında nedensellik bağı var mıdır?
Zarar önlenebilir miydi?
Hastanın veya üçüncü kişilerin zararın oluşumuna etkisi var mıdır?
Bilirkişi raporunun yalnızca sonuç bildirmesi yeterli değildir. Raporda tıbbi kayıtların, tedavi protokollerinin, risklerin ve somut olayın özelliklerinin gerekçeli biçimde değerlendirilmesi gerekir.
Eksik, çelişkili veya denetime elverişsiz rapora karşı itiraz edilebilir; ek rapor veya yeni bilirkişi heyeti incelemesi talep edilebilir.
Tıbbi uygulama hatası aynı zamanda suç teşkil edebilir.
Ölüm meydana gelmişse Türk Ceza Kanunu’nun taksirle öldürme; yaralanma meydana gelmişse taksirle yaralama hükümleri gündeme gelebilir.
Ceza sorumluluğunun doğması için;
Sağlık çalışanının dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması,
Neticenin öngörülebilir olması,
Davranış ile ölüm veya yaralanma arasında nedensellik bulunması,
Kusurlu hareketin cezai sorumluluk düzeyine ulaşması
gerekir.
Her tazminat sorumluluğu ceza sorumluluğu doğurmaz. Hukuk yargılaması ile ceza yargılamasının kusur değerlendirmesi ve ispat ölçütleri farklı olabilir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18. maddesi uyarınca, sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapılan muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle sağlık meslek mensupları hakkında yürütülecek ceza soruşturmalarında Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından soruşturma izni verilmesi sistemi bulunmaktadır.
Bu düzenleme kamu sağlık kuruluşlarının yanında özel sağlık kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde çalışan sağlık meslek mensuplarını da belirli koşullarla kapsamaktadır. Soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.
Soruşturma izni süreci, zarar gören kişinin savcılığa şikâyette bulunmasına engel değildir. Ancak savcılığın soruşturmayı ilerletebilmesi bakımından izin prosedürü gündeme gelebilir.
Taksirle yaralama suçunun bazı hâlleri şikâyete tabi olabilir. Ölümle sonuçlanan olaylarda veya suçun nitelikli biçimlerinde farklı hükümler uygulanabilir.
Ceza hukuku bakımından sürelerin ve suç vasfının olay özelinde değerlendirilmesi gerekir. Hastanın zararının sonradan ortaya çıkması, birden fazla sağlık çalışanının bulunması veya fiilin bilinçli taksir oluşturduğu iddiası değerlendirmeyi değiştirebilir.
Tıbbi uygulama hatası iddiasında birden fazla başvuru yolu bulunabilir.
Hasta, öncelikle sağlık kuruluşunun hasta hakları birimine başvurabilir.
Bu başvuru;
Olayın kurum içinde incelenmesi,
Tıbbi kayıtların temini,
Açıklama alınması,
İdari süreç başlatılması
bakımından yararlı olabilir.
Ancak hasta hakları birimine başvuru yapılması, dava ve zamanaşımı sürelerini her durumda durdurmaz.
Özel sağlık kuruluşları ve sağlık çalışanlarının mevzuata uygunluğu konusunda il sağlık müdürlüğüne başvuru yapılabilir.
İdari inceleme sonucunda disiplin veya idari yaptırım süreçleri gündeme gelebilir. Ancak idari şikâyet, tazminat davasının yerine geçmez.
Suç şüphesi bulunduğu düşünülüyorsa Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir.
Şikâyet dilekçesinde;
Tedavi tarihleri,
Sağlık kuruluşu,
İlgili sağlık çalışanları,
İddia edilen hata,
Ortaya çıkan zarar,
Mevcut belgeler
açıkça belirtilmelidir.
Hekimin meslek kurallarına aykırı davrandığı iddiasıyla ilgili tabip odasına disiplin başvurusu yapılabilir.
Disiplin incelemesi ile ceza ve tazminat süreçleri birbirinden bağımsızdır.
Sağlık Bakanlığı veya CİMER üzerinden yapılan başvurular idari incelemeye yol açabilir. Bununla birlikte bu başvuruların dava açma süresine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Hak kaybı yaşamamak için yalnızca idari şikâyet sonucunun beklenmesi doğru olmayabilir.
Dava hazırlığında mümkün olduğunca aşağıdaki belgeler toplanmalıdır:
Kimlik ve iletişim bilgileri,
Hastane ve hekim bilgileri,
Hasta kabul belgeleri,
Muayene kayıtları,
Epikriz raporları,
Reçeteler,
Tetkik sonuçları,
Görüntüleme kayıtları,
Ameliyat notları,
Anestezi belgeleri,
Onam formları,
Faturalar ve ödeme makbuzları,
Sonraki tedavilere ilişkin kayıtlar,
İstirahat raporları,
Engellilik veya maluliyet raporları,
Çalışma ve gelir belgeleri,
Fotoğraf ve video kayıtları,
Hastaneyle yapılan yazışmalar,
Tanık bilgileri,
Ölüm hâlinde ölüm belgesi ve nüfus kayıtları.
Belgelerin eksik olması dava açılamayacağı anlamına gelmez. Mahkeme veya savcılık, ilgili kurumlardan kayıtların gönderilmesini isteyebilir. Bununla birlikte kayıtların erken aşamada temin edilmesi olayın doğru değerlendirilmesini kolaylaştırır.
Dava masrafları, davanın adli veya idari yargıda görülmesine ve talep edilen tazminat miktarına göre değişir.
Başlıca giderler şunlardır:
Başvuru ve dava harçları,
Gider avansı,
Tebligat giderleri,
Bilirkişi ücreti,
Adli tıp veya uzman heyet incelemesi,
Keşif giderleri,
Sağlık kurulu raporu giderleri,
Vekâlet ücreti,
İstinaf ve temyiz giderleri.
Tüketici tarafından tüketici mahkemesinde açılan davalarda harç muafiyeti yönünden 6502 sayılı Kanun’un özel hükümleri dikkate alınır. Bununla birlikte bilirkişi, tebligat ve diğer yargılama giderleri bakımından ayrıca ödeme yapılması gerekebilir.
Kesin gider tutarı önceden belirlenemez. Bilirkişi sayısı, rapor türü, dava değeri ve yargılamanın süresi masrafları etkiler.
Mali durumu yargılama giderlerini karşılamaya yeterli olmayan kişiler, şartları varsa adli yardım talebinde bulunabilir.
Malpraktis davalarının süresi;
Dosyanın kapsamı,
Davalı sayısı,
Hastane kayıtlarının toplanma süresi,
Bilirkişi incelemesi,
Ek rapor ihtiyacı,
Adli Tıp Kurumu değerlendirmesi,
Tanıkların dinlenmesi,
İstinaf ve temyiz süreçleri
gibi nedenlere göre değişir.
Tıbbi kayıtların eksik olması veya farklı uzmanlık alanlarından bilirkişi görüşü gerekmesi yargılamayı uzatabilir.
Birden fazla ameliyat, farklı hastaneler, önceden mevcut hastalıklar veya ölümle sonuçlanan vakalar daha kapsamlı inceleme gerektirebilir.
Bu nedenle malpraktis davaları için kesin bir sonuçlanma süresi verilmesi mümkün değildir.
Her uyuşmazlık kendi şartlarına göre değerlendirilmekle birlikte, yüksek mahkeme uygulamasında öne çıkan genel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:
Hekim, insan yaşamı ve beden bütünlüğü üzerinde müdahalede bulunduğu için yüksek düzeyde dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür.
Gerekli tetkiklerin yapılmaması, uzman görüşü alınmaması veya hastanın yeterince takip edilmemesi özen yükümlülüğüne aykırılık oluşturabilir.
Tedavinin başarısız olması tek başına kusur anlamına gelmez. Asıl önemli olan hekimin teşhis, tedavi ve takip sürecinde mesleki standartlara uygun hareket edip etmediğidir.
Ortaya çıkan sonucun bilinen bir komplikasyon olması hekimin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Komplikasyonun zamanında fark edilip edilmediği ve uygun şekilde yönetilip yönetilmediği incelenir.
Hastanın yeterli şekilde bilgilendirildiği ve geçerli rızasının alındığı konusunda yalnızca genel içerikli bir form yeterli olmayabilir.
Müdahaleye özgü risklerin açıklandığını gösteren kayıtlar önem taşır.
Tıbbi uyuşmazlığın çözümünde bilirkişi raporunun;
Uzmanlık alanına uygun,
Dosyadaki bütün belgeleri değerlendiren,
İddiaları karşılayan,
Bilimsel gerekçeler içeren,
Denetime elverişli
nitelikte olması gerekir.
Özel hastane yalnızca hekimi çalıştıran kurum değildir. Hasta güvenliğinin sağlanması, gerekli personel ve cihazların bulundurulması, kayıtların tutulması ve sağlık hizmetinin koordinasyonu bakımından bağımsız yükümlülükleri vardır.
“Ameliyat başarısız oldu” veya “hasta iyileşmedi” şeklindeki iddia tek başına yeterli değildir.
Hangi tıbbi standardın ihlal edildiği ve bu ihlalin zarara nasıl yol açtığı somutlaştırılmalıdır.
Bilinen ve önlenemeyen komplikasyonlar ile kusurlu tıbbi uygulamalar birbirinden ayrılmalıdır.
İddianın teknik dayanağı bulunmadan dava açılması, bilirkişi incelemesinde olumsuz sonuca yol açabilir.
Kamu hastanesindeki olayda doğrudan doktora karşı tazminat davası açılması veya özel hastanenin hukuki statüsünün yanlış değerlendirilmesi görev ve husumet sorunlarına neden olabilir.
Hastane yönetimine, Sağlık Bakanlığına veya savcılığa yapılan şikâyetin bütün dava sürelerini durdurduğu düşünülmemelidir.
Özellikle kamu hastanelerinde idareye başvuru ve dava açma süreleri dikkatle takip edilmelidir.
Hasta dosyasının yalnızca bir kısmıyla hareket edilmesi, olayın yanlış değerlendirilmesine yol açabilir.
Ameliyat görüntüleri, laboratuvar verileri, hemşire takip formları ve dijital görüntüleme kayıtları da alınmalıdır.
Onam formunun imzalanmış olması, hastanın gerçekten bilgilendirildiğini kesin olarak göstermez.
Formun içeriği, imza tarihi, müdahaleye özgü olup olmadığı ve sözlü bilgilendirmenin kayıt altına alınıp alınmadığı incelenmelidir.
Manevi tazminat talebi, yalnızca yüksek bir tutar belirtilerek ileri sürülmemelidir.
Zararın kişinin günlük yaşamına, aile hayatına, çalışma hayatına ve psikolojik durumuna etkisi açıklanmalıdır.
Eksik veya çelişkili bilirkişi raporlarına yasal süre içinde ayrıntılı itiraz edilmelidir.
Yalnızca “raporu kabul etmiyoruz” şeklindeki genel bir itiraz çoğu zaman yeterli değildir.
Tabipler, diş tabipleri ve uzman hekimler için mesleki faaliyetlerinden kaynaklanabilecek tazminat taleplerine karşı zorunlu mali sorumluluk sigortası sistemi bulunmaktadır.
Sigorta;
Poliçe kapsamındaki tazminat taleplerini,
Belirli yargılama giderlerini,
Faizi,
Savunmaya ilişkin bazı giderleri
poliçe limitleri çerçevesinde karşılayabilir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortasının genel şartları, serbest çalışan veya kamu ya da özel sağlık kuruluşlarında görev yapan tabip ve diş tabiplerinin mesleki faaliyetleri nedeniyle ileri sürülen tazminat taleplerinin belirli sınırlar içinde teminat altına alınmasını düzenlemektedir.
7 Ağustos 2025 tarihli düzenlemeyle teminat ve prim tutarları güncellenmiş; yeni tutarlar 1 Kasım 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Düzenlemede sözleşme kapsamında ödenecek toplam tazminat için 9.000.000 TL üst sınırı öngörülmüştür.
Sigortanın bulunması, hastanın doğrudan ve otomatik olarak ödeme alacağı anlamına gelmez. Poliçe dönemi, olay tarihi, ihbar süresi, teminat dışı hâller ve poliçe limiti ayrıca değerlendirilir.
Malpraktis dosyalarında tıp ve hukuk bilgisi birlikte kullanılmalıdır.
Dosyanın başlangıcında;
Sağlık kuruluşunun hukuki statüsünün belirlenmesi,
Görevli yargı kolunun tespiti,
Doğru davalıların seçilmesi,
Sürelerin hesaplanması,
Tıbbi kayıtların eksiksiz toplanması,
Bağımsız uzman değerlendirmesi alınması,
Zarar kalemlerinin hesaplanması,
Bilirkişi sorularının hazırlanması
davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.
Özellikle kamu hastanesi ve özel hastane ayrımının yanlış yapılması, zorunlu arabuluculuğa başvurulmaması veya idari başvuru süresinin kaçırılması ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Profesyonel hukuki destek, her olayda dava açılması gerektiği anlamına gelmez. Ön inceleme sonucunda tıbbi uygulamanın standartlara uygun olduğu veya zarar ile müdahale arasında yeterli bağ kurulamadığı da anlaşılabilir.
Bu nedenle en sağlıklı yöntem, dava açmadan önce bütün kayıtların tıbbi ve hukuki açıdan birlikte değerlendirilmesidir.
Malpraktis, yalnızca tedavinin başarısız olması veya istenmeyen bir sonucun ortaya çıkması değildir. Hukuki sorumluluktan söz edilebilmesi için tıbbi standarda aykırı bir davranış, zarar ve bu davranış ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
Komplikasyon ile tıbbi uygulama hatası arasındaki ayrım, malpraktis dosyalarının temel konularından biridir. Bilinen bir riskin gerçekleşmesi tek başına kusur oluşturmayabilir; ancak riskin hastaya açıklanmaması, önleyici tedbirlerin alınmaması veya komplikasyona zamanında müdahale edilmemesi sorumluluk doğurabilir.
Davanın kamu hastanesine, özel hastaneye veya bağımsız çalışan hekime ilişkin olması; görevli mahkemeyi, dava öncesi başvuru yolunu ve süreleri değiştirir. Bu nedenle yalnızca tıbbi olayın değil, sağlık hizmetinin sunulduğu kurumun hukuki statüsünün de doğru belirlenmesi gerekir.
Hak kaybı yaşamamak için hasta dosyasının, görüntülerin, onam belgelerinin, reçetelerin ve sonraki tedavi kayıtlarının mümkün olduğunca erken temin edilmesi; başvuru ve zamanaşımı süreleri dolmadan hukuki inceleme yapılması faydalı olacaktır.
Malpraktis, sağlık çalışanının tıp biliminin ve mesleki uygulamanın gerektirdiği dikkat ve özen standardına aykırı davranması sonucunda hastanın zarar görmesidir.
Hukuken malpraktisten söz edilebilmesi için yalnızca bir hata iddiası yeterli değildir. Mesleki standarda aykırılık, zarar ve nedensellik bağı birlikte bulunmalıdır.
Hayır. Hekim kural olarak tedavinin sonucunu garanti etmez. Tedavinin başarısız olması tek başına kusur bulunduğunu göstermez.
Komplikasyon tek başına malpraktis değildir. Ancak komplikasyonun önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması, zamanında fark edilmemesi veya uygun şekilde yönetilmemesi sorumluluk doğurabilir.
Hasta kayıtları, tetkikler, ameliyat notları, onam formları, görüntüleme kayıtları ve bilirkişi incelemesiyle ispatlanabilir.
Hasta, kendisine ait sağlık kayıtlarına erişebilir ve kayıtların örneğini isteyebilir. Kayıtlar ayrıca mahkeme veya savcılık tarafından hastaneden getirilebilir.
Kamu hastanelerindeki sağlık hizmetinden kaynaklanan tazminat talepleri kural olarak ilgili idareye karşı idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açılır.
Kamu görevlisi doktorun görev kapsamında gerçekleştirdiği işlemler nedeniyle kural olarak dava ilgili idareye yöneltilir. İdarenin doktora rücu imkânı ayrı bir konudur.
Hasta ile özel hastane arasındaki ilişkinin tüketici işlemi olduğu hâllerde tüketici mahkemesi görevli olabilir. Somut olayın ve tarafların hukuki statüsünün ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Uyuşmazlık tüketici mahkemesinin görev alanında kalıyorsa, kanundaki istisnalar dışında dava açmadan önce arabuluculuğa başvurulması gerekir.
Somut olayın özelliklerine göre doktor ve özel hastane birlikte davalı gösterilebilir. Kamu hastanelerinde ise tazminat davası kural olarak ilgili idareye yöneltilir.
Tek bir süre bulunmamaktadır. Kamu hastanelerinde İYUK’taki başvuru ve dava süreleri; özel hastane ve hekim davalarında ise sözleşme, haksız fiil ve varsa ceza zamanaşımı hükümleri dikkate alınır.
İdari eylemden doğan zararlarda genel olarak eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulmalıdır.
Her başvuru dava veya zamanaşımı süresini durdurmaz. Başvurunun hukuki niteliği ve hangi makama yapıldığı incelenmelidir.
Hayır. Ceza soruşturması ile tazminat davası farklı süreçlerdir. Savcılığa şikâyet edilmesi tazminat talebinin kendiliğinden sonuçlanmasını sağlamaz.
Her zaman engellemez. Ceza ve hukuk yargılamasındaki kusur değerlendirmesi ile ispat ölçütleri farklı olabilir. Beraat gerekçesi ayrıca incelenmelidir.
Tedavi giderleri, kazanç kaybı, geçici veya sürekli iş göremezlik, bakım gideri, ekonomik geleceğin sarsılması, destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talep edilebilir.
Zararın ağırlığı, kalıcı etkiler, kusur durumu, hastanın yaşı, yaşam kalitesindeki azalma ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır.
Evet. Hastanın bilinen riskleri kabul etmesi, hekimin kusurlu uygulamasından doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Tek başına kurtarmaz. Hastanın müdahaleye özgü riskler, alternatifler ve sonuçlar konusunda gerçekten bilgilendirilmiş olması gerekir.
Hayır. Onam eksikliği önemli bir hukuka aykırılık oluşturabilir; ancak tazminatın kapsamı ve nedensellik bağı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Yalnızca sonucun beğenilmemesi yeterli değildir. Taahhüt edilen sonuç, uygulanan yöntem, aydınlatma, fotoğraflar ve tıbbi standartlar birlikte değerlendirilir.
Evet. İmplant, protez, kanal tedavisi, diş çekimi, ortodonti ve cerrahi işlemlerdeki kusurlu uygulamalar malpraktis iddiasına konu olabilir.
Hastanın özelliklerine uygun olmayan ilaç veya doz verilmesi, alerjinin dikkate alınmaması ya da ilaç etkileşimlerinin kontrol edilmemesi hâlinde sorumluluk doğabilir.
Gerekli muayene ve tetkiklerin yapılmaması veya açık belirtilerin göz ardı edilmesi nedeniyle teşhis gecikmişse malpraktis gündeme gelebilir. Hastalığın mevcut imkânlarla teşhis edilememesi ise farklı değerlendirilebilir.
Her hastane enfeksiyonu malpraktis değildir. Sterilizasyon, hijyen veya enfeksiyon kontrol kurallarının ihlal edilmesi durumunda sorumluluk doğabilir.
Raporun eksik, çelişkili veya bilimsel gerekçeden yoksun olduğu düşünülüyorsa süresi içinde itiraz edilerek ek rapor veya yeni bilirkişi heyeti talep edilebilir.
Adli Tıp Kurumu raporu önemli bir delildir ancak hâkimi hukuken bağlayan kesin delil niteliğinde değildir. Rapora karşı gerekçeli itiraz ileri sürülebilir.
Kural olarak kişi davasını kendisi açabilir. Ancak görevli mahkemenin, sürenin, davalıların ve tıbbi kusur iddiasının doğru belirlenmesi teknik inceleme gerektirdiğinden profesyonel hukuki destek alınması faydalı olabilir.
Bu Yazıyı Paylaş: